Genel

Suriye halkının kendi sorunlarını çözecek gücü vardır

Uluslararası güvenlik meclisinin dün New York’ta yaptığı oturumda Suriye’de yaşanan durumların tartışıldı.

Suriye’nin BM Daimi Temsilcisi Beşşar el-Caferi güvenlik meclisi oturumunda yaptığı konuşmada Suriye’nin dış müdahaleyi reddettiğini, ulusal egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğü başlıklarının Suriye için kırmızı çizgiyi oluşturduğunu vurguladı.

Arapların güvenlik meclisi yönünde hareketlenmelerinin Arap olmayan devletlerin Suriye’yi yıkmaya hizmet eden proje ve çıkarlarıyla buluştuğuna işaret eden Caferi Suriye’nin ulusal egemenlik ve bağımsızlığından vazgeçmek istememesi nedeniyle saldırılara hedef olduğunu aktardı.

Arap Liginin Güvenlik Konseyine gitme kararının, gözlemci heyetin başarısını örtme ve hazırladığı raporu atlamak anlamına geldiğini belirterek gözlemci heyetin hazırladığı raporun Arap ve Arap olmayan kimi tarafların çıkarlarına ters düşmesi nedeniyle atlandığını belirtti.

Batılı kimi ülkelerin Suriye’nin içişlerine müdahale etme yönündeki vahşi eğiliminin yeni ya da acil bir durum olmadığına işaret eden Caferi; bu eğilimin Sykes-Picot ve Balfour Deklarasyonundan bu yana süregeldiğini belirterek Suriye’de yaşanan krizi alevlendirmeye çalışan Arap ve Arap olmayan herkese Suriye halkının kanını akıtmaya son vermeleri ve politikalarını yeniden gözden geçirmeleri çağrısında bulundu.

Bütün Arapların tanıdığı ve beğeniyle okuduğu ünlü Suriyeli Şair Nizar Kabbani’nin yıllar öncesinden bugünleri görürcesine yazdığı “ Ey Şam Rüyalarımın Definesi….

Araplığa mı Şikayet Etsem Arapları Sana mı Şikayet Etsem” dizeleriyle konuşmasına devam eden Caferi; “Akranlarımız hatırlayacaklardır; 1950’lerin sonu ve 1960’ların başlarında biz ilkokuldayken Suriye okullarında sabahları Suriye Ulusal Marşı yerine Cezayir Devrim Marşının okuyorduk, aynı dönemlerde biriktirdiğimiz harçlıklarımızı Körfez ülkelerinde İngiliz sömürü güçlerine karşı mücadele eden Arap Kurtuluş Hareketlerine bağışlıyorduk.” Diyerek Suriye’de her zaman arap ulusal birliğinin nail olduğu öneme dikkat çekti.

Çocuk halleriyle bile harçlıklarını kendi ihtiyaçlarını karşılamak yerine körfezdeki Arap kardeşlerinin sömürüden kurtulmaları için bağışlamaktan büyük bir mutluluk duyduklarına işaret eden Caferi; Arap ulusalcılık mefhumunun petrol patlamasının öncesinde daha büyük bir değer taşıdığını vurguladı.

Suriye’nin bu süreçte tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşadığına işaret eden Caferi; Suriye’nin bu süreci sadece halkının iradesiyle aşmak istediğini ve buna büyük bir önem verdiğini vurguladı.

Tarih boyunca gelişmiş bu topraklarda yaşamış uygarlıklardan bugüne gelen Suriye halkının karşılaştığı bütün sorunları hiçbir dış müdahaleye mahal vermeden çözecek güce sahip olduklarını beyan eden Caferi; Suriye halkının tarih boyunca vatanının hiçbir dış müdahaleye maruz kalmasını kabul etmediğini aktardı.

Suriye halkının krizden çıkma ve vatanın geleceğinin inşasına katılmaya hazır olduğunun altını çizen Caferi; vatan topraklarının üzerinde yaşayan bütün halka ait olduğunu bu halkın içinde azınlık ve çoğunluk gibi kavramların yeri bulunmadığını bu topraklarda yaşayan herkesin Suriyeli olduğunu kaydetti.

Katar Başbakanı Hamad Bin Casim’in ithamlarına cevaben Caferi; Suriye’nin Kuveyt’in kurtuluşuna iştirak ettiğini çünkü o zamanlar Irak’ın yanlış bir karar aldığını ancak hiçbir zaman ve koşulda Irak’ın ve Libya’nın işgaline iştirak etmediklerini ya da Arap devletlerine karşı kurulan hiçbir komploya alet olmadıklarını vurguladı.

Katar NATO’da Mı Yoksa Arap Liginde Mi Yer Alıyor

Konsey üyelerinin huzurunda Bin Casim’in yaptığı açıklamalar ışığında kendisine Katar’ın NATO’da mı yoksa Arap Liginde mi üye olduğunu soran Caferi; Bin Casim’den Libya’nın yıkılmasında NATO’ya nasıl yardımcı olduklarını açıklamasını istedi.

Caferi; Suriye’ye askeri müdahale zemini hazırlamaya çalışmadıklarını, kararın güvenlik konseyinde onaylanmasının askeri saldırı anlamına gelmediğini iddia edenlere de Libya, Irak, Somali, Yugoslavya ve Çekoslovakya’da yaşanan senaryoların tekrarlanmayacağının nasıl güvenceye alınacağı sorusunu yöneltti.

Suriye’ye silah kaçırıldığına yönelik çok sayıda somut bilgisi bulunduğunu ancak şimdilik bu bilgileri açıklamanın yeri ve zamanı olmadığını belirten Caferi; birkaç gün önce İngiliz bir gazetenin Suriye’de bulunan muhabirinin dilinden yazığı haberde de Katar ve Arabistan’dan Suriye’ye silah kaçırıldığının açıklandığını ancak ne yazık ki bunlar dışında da birçok ülkeden Suriye’ye silah kaçırıldığının herkes tarafından bilinen bir durum olduğunu belirtti.

Suriye’ye kaçırılan silah ve patlayıcıların silahlı terör grupları tarafından terör saldırılarında ve masum insanların katledilmesinde kullanıldığına dikkat çeken Caferi; Bin Casim’in konuşmasına başlarken Arap Örgütünün aldığı kararı açıklayacağını söylediğini ancak bu örgütün şu an itibariyle bütün Arapları temsil etmediğini kaydetti.

Caferi; Suriye’nin 2003 yılında Irak’a yönelik ABD-İngiliz işgalinin ardından 2 milyonun üzerinde Iraklı mülteciyi ağırladığını ardından da 2006 yılında İsrail’in Lübnan’a yaptığı vahşi saldırının ardından Lübnan halkının Üçte birinin Suriye’ye sığındığını ve bu sığınmacıların ulusal ekonomiye getirdiği ağırlığı kaldırmada hiç kimsenin Suriye’ye yardımcı olmadığına dikkat çekti.

Arap Ligi Genel Sekreterliğinin güvenlik konseyine gönderdiği belgelerin son sayfasında Gözlemci heyetin hazırladığı raporu daha sonra acil posta ile göndereceğine ilişkin bir not bulunduğunu belirten Caferi: gözlemci heyetin raporunun neden bu belgelerle birlikte gönderilmediği sorusunu yöneltti.

Raporun gönderilmeyeceğini öngörerek gözlemci heyet raporunun en önemli maddelerini içeren bir dosya sunduklarını ifade eden Caferi Gözlemci Heyet Başkanı el-Dabi’nin güvenlik konseyi toplantısında bulunma talebinin de reddedildiğini sözlerine ekledi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı