FotoğraflarGenelÖne ÇıkanlarSuriye Dostları

Suriye’de kaçırılan İranlılar esaret günlerini anlattılar

Suriye’de 159 gün boyunca rehin tutulan İranlı ziyaretçilerden Hüseyin Ali Hüseyni ile bir röportaj gerçekleştirildi. Röportajda kendilerini teslim etmesi için otobüs şoförünün çocuğunun nasıl kaçırıldığından, nasıl işkence ve zorluklara katlandıklarına dair bir çok çarpıcı bilgiler verdi. Özet olarak şunları söyledi: “Bizi rehin alan muhalifler, biz İranlı Şiilerin Kur’an okumasını bilmediğimizi sanıyorlardı. İçimizden bazı rehineler güzel sesleriyle Kur’an okumaya başladıklarında rehinecilerden bazıları ağlıyordu. Bir süreliğine esaretimiz Suriyeli muhalif grupların yanında geçmişti, bu süre içinde rehinecilerden okumak için Kur’an istedik. Rehineciler ilk önce şaşkın bir şekilde ‘Meğer İranlı Şiiler Kur’an okumasını biliyorlar mı ki size Kur’an verelim ve gerçekten Şialar Kur’an okuyorlar mı?’ diye söylendiler.

Suriye’de selefi vahabilerce 159 gün boyunca rehin tutulan özgürlüğüne kavuşan İranlılar: “Bizi rehin alan Vahabi Selefiler, biz İranlı Şiilerin Kur’an okumasını bilmediğimizi sanıyorlardı. İçimizden bazı rehineler güzel sesleriyle Kur’an okumaya başladıklarında rehineci selefiler ağlıyorlardı.

Suriye’de 159 gün rehine olarak tutulan İranlı rehinelerden Hüseyin Ali Hüseyni, haber ajansına verdiği röportajında şunları söyledi: Bir süreliğine esaretimiz Suriyeli muhalif grupların yanında geçti, bu dönem zarfında rehinecilerden okumak için Kur’an istedik. Rehineciler ilk önce şaşkın ve dalga geçer bir şekilde ‘meğer İranlı Şiiler Kur’an okumasını biliyorlar mı ki biz size Kur’an verelim ve gerçekten Şialar Kur’an okuyorlar mı?’ diye söylediler.

Rehinelerden birisinin aşırı derecede ısrarı üzerine bize bir Kur’an verdiler. Ben dahil birkaç arkadaşın güzel sesleriyle Kur’an okuması Vahabi Selefileri oldukça etkiledi ve yavaş yavaş gözlerinden yaşlar akmaya başlayarak ağlamaya başladılar.

Ben rehin tutulduğumuz bu süre zarfında başta El Cezire ve El Arabiye televizyon kanalları olmak üzere düşmanların kötü tebliğ ve propagandalarının öteki ülke vatandaşlarının zihinlerinde İran ve Şia mezhebine karşı ne kadar kötü bir etki bıraktığını çok iyi gördüm.

Özgürlüğüne kavuşan İranlı rehine Hüseyin Ali Hüseyni konuşmasına şöyle devam etti: Rehineci olarak görüp tanıdığım bir çok kişinin İran ve Şia mezhebini tanımadıklarını, İran ve Şia hakkındaki bilgilerinin satılmış medya tarafından dimağlarına atılmış yalanlardan ibaret olduğunu gördüm.

Bizi rehin alan rehinecilerden gerçekten kalplerinde iman olan ve gerçek Müslüman olanlar, İranlıların ibadet ve özellikle Kur’an okumalarının etkisinde kalmışlardı. Son dönemlerde durum öyle bir noktaya varmıştı ki her grubun komutan ve başkanı gelip İranlılardan onlar için Kur’an tilavet etmesini istiyorlardı.

Horasanlı özgürlüğüne kavuşan rehine konuşmasını şöyle sürdürdü: Rehinelerden birisinin hac sırası vardı.Bizler rehinecilerden en azından onu serbest bırakın, yıllarca hasretini çekmiş ve nihayet sırası gelmiş diye ricada bulunduk, ancak bu insanlar o kadar gerçeklerden habersiz ve beyinleri yıkanmıştı ki diyorlardı ki siz İranlı Şiiler hacca gidiyor musunuz ki?!

Rehineciler bize diyorlardı ki duyduğumuza göre sizler Hz. Zeyneb’in (s.a) kabrinin etrafında tavaf ediyorsunuz! elbette bunların bu tarz düşüncelerinden çoğunluğunun gerçeklerden habersiz, kandırılmış ve Selefi Vahabilerin yalan ve iftiralarının etkisi altında kaldıkları anlaşılıyordu.

159 Günlük İtikaf Tecrübesi Edindik

Hüseyin Ali Hüseyni konuşmasını şöyle sürdürdü: ülkemde itikafa katılmaya liyakatim olmamış ve ondaki o maneviyatı alamamıştım. Ancak Allah inayet etti ve ben kendi hesabıma göre 159 gün 3 saatlik bir itikafı tecrübe ettim.

Suriyeli muhaliflerin elinde olduğumuz her an maneviyatımız için uğraş verdik ve çok defalar dualarımızın neticesini gördük. Ben yedi kere Kur’an’ı hatmettim. Elbette azizanlar daha fazla hatmetmeye muvaffak oldular.

Şimşek İnsanın Gözünden Çakar Sözünü Tecrübe Ettik

Ali Hüseyni konuşmasını şöyle sürdürdü: Bir defa birkaç arkadaşın kaçma fırsatı doğmuştu, ancak biz Kur’an-ı Kerim’e müracaat ettik, çıkan ayetin anlamı şuydu: “Sabredin ve istikamet gösterin, zafer yakındır.”

Bizim kültürümüzde ‘Şimşek gözümden çaktı” diye bir atasözü vardır. işkenceler ve dayak attıkları sırada daha çok yüz ve başımıza vuruyorlardı defalarca bu atasözünü yaşadık. Başımıza öyle vuruyorlardı ki hakikaten şimşek gözümüzden çakıyordu.

Kadir Gecelerini İhya Programları, Tasua Ve Aşura Merasimleri Düzenledik

Özgürlüğüne kavuşmuş İranlı şöyle konuşmasını sürdürdü: Her ne kadar darlık ve sıkıntılarla karşı karşıya da olsak İmamlara (a.s) tevessül etmeyi unutmamaya çalışıyorduk. Aynı şekilde dini program ve merasimlerle ruhiyemizi koruyorduk.

Kadir gecesini sadece bir Kur’anla ihya ettik.Kur’anları başımızın üstüne koyma vakti geldiğinde Allah Teala’nın kendisi elimizi tutar ümidiyle sadece boş elimizi başımızın üzerine koyuyorduk.

Bayramlarda arta kalan ekmek kırıntılarını bir araya getirerek örneğin tatlı yapardık. Ve genel olarak bayramlarda günlerimiz Masumlara (a.s) tevessül ederek ağlamakla geçiyordu. Ama genel olarak arkadaşların maneviyatına oldukça etkili oluyordu.

Hüseyin Ali Hüseyni, rehinecilerin İmamların (a.s) isimlerine karşı oldukça hassas olduklarına işaret ederek şunları söyledi: İmam Hüseyin (a.s) için düzenlenen matem gecelerinde oldukça sessiz yas tuttuk ve Tasua ve Aşura merasimlerini de aynı şekilde esaret altında ve bütün zor şartlara rağmen düzenledik.

Başımızla Bedenimiz Bir Değildi

Bir gece siyasi olarak kullanmak için her ne şekilde olursa olsun arkadaşlardan itiraf almak için oldukça çaba sarf ettiler, ancak bir sonuç alamadılar. Bir çok işkenceden sonra arkadaşların fotoğraflarını çekmeye başladılar. Bu şekilde medyada kötü bir şekilde propaganda yapmayı düşünüyorlardı. Fotoğrafları çektikten sonra üst katımızdaki odada fotoğrafları montajladılar. Montajlanmış fotoğrafları gördüğümüzde gerçekten nasıl bir tepki vereceğimizi şaşırıp kaldık. Montaj yapılmış fotoğraflar o kadar acemiceydi ki başımızla bedenimiz bir biriyle uyuşmuyordu. Bir çok fotoğrafta başımızla bedenimiz birbirinden farklıydı.

Bu Ziyaret Yolculuğunda Olmam Nasipmiş

Şehrimizden Tahran’a gitmeden önce uyuya kalmış ve gecikmiştim. Otobüse yetişeceğime ihtimal vermiyordum, ancak şaşırtıcı bir şekilde geç kaldığım süre miktarınca otobüste gecikmişti. Ümitsizce hareket etmiş, ama otobüse yetişmiştim.

Tahran havaalanında da sorunlarla karşılaşmış ve işlerimizin düzeleceğini düşünmüyorduk. Ama işlerimiz düzelmiş ve inanamayarak Suriye’ye doğru havalanmıştık.

Şam Havaalanında da sadece iki çıkış gişesi açıktı. Orada da oldukça sıra beklemek zorunda kalacaktık. Ama yine inanamayacağımız şekilde gişeden vaktinden çıkmış ve sonradan kaçırılacağını öğrendiğimiz otobüste olmamız gereken saatte yerimizi almıştık.

Anlaşılan otobüs şoförünün oğlu birkaç gün önce Suriyeli muhalifler tarafından kaçırılmış ve ona ‘her gün Hz. Zeyneb’in (s.a) türbesini ziyarete gelen İranlılardan bir grubu bize teslim edersen çocuğunu sana veririz’ diye tehdit etmişlerdi.

Arkamız sıra iki otobüs daha gelmekteydi. Allah’a şükranlarımızı sunuyoruz ki o iki otobüs kaçırılmamıştı. Çünkü çoğunlukla bizimle gelen kadın ve çocuklar o iki otobüste bulunmaktaydı. Eğer kadınların olduğu otobüsler kaçırılmış olsaydı çok büyük sıkıntılar yaşanabilirdi.

Her şey üst üste gelmiş ve gerçekte sanki kaderimiz bizim bu yolculuğa çıkmamız ve o otobüste bulunmamıza yönelikti.

Rehin alındığımız 48 kişinin tamamı farklı iş ve mesleklere sahiptiler. Yanımızda bir doktor ve tercüman vardı. Hepimiz birlikte Allah’ın lütfu, sahibez zaman imam Mehdi’nin (a.f) inayeti, İmam Hamaney ve İran halkının dualarının sayesinde yeniden vatan topraklarını gördük.

Bizi Rehin Alan Suriyeli Muhalifler Bizlerden Üç Kişiyi Kendilerine Savunma Kalkanı Olarak Kullandılar

Kaçırıldıktan birkaç gün sonra, rehineciler bizden üç kişiyi ayırarak Suriye ordusunun saldırılarına karşı koymak için kendilerine kalkan olarak kullandılar. Bu üç kişiyi götürdükten sonra şehit oldukları da duyuruldu. Ancak Allah Teala’nın isteği ve bizim dualarımız o azizlerin kalmasına yönelikti. Bir kaç gün sonra sağ salim olarak aramıza gelip karıştılar. Üç kişiden nelerin yaşandığını sorduğumuzda onlarda onca mermi ve bombaların arasında nasıl sağ kaldıklarına ve hiç birisine mermi ve bomba isabet etmemesine şaşırdıklarını söylediler. Elbette biz hepimiz biliyorduk ki bu da Allah’ın bize inayet ettiği yüzlerce gaybi yardımlarından biridir.

Afganlı Çevirmenimiz Tam Anlamıyla Bir Fedekardı 

Ali hüseyni, kaçırılan 48 İranlının arasında bir Afganlı çevirmenin olduğuna işaret ederek şunları söyledi: Yediğimiz onca dayak ve işkencelerin aynısını ona da yaptılar ve işkencelere maruz kaldı. Bizden itiraf almak için tek tek bize işkence ediyorlardı o sırada bu Afganistanlı çevirmende bulunuyordu. Rehineciler isteklerine uygun itiraflar alamayınca bu tam anlamıyla  mümin olan Afganistanlı çevirmene işkence ediyor ve dövüyorlardı.bir

Suriyeli muhalifler onu dövüyor ve ona anlatılanları doğru tercüme etmiyorsun, yoksa bizim işkencelerimiz altında İranlıların itiraf etmemesi mümkün değildir diyorlardı. Bu Afganistanlı çevirmenin adı bizim listemize eklenmemişti, eğer öldürselerdi adı bile duyulmazdı. Hatta bir keresinde bu gayretli ve gerçekmuvahhid için kaçma fırsatı doğmuş, ancak o asla bizden ayrılmamış ve yanımızda kalmıştı.

Son Kaldığımız Yer Şahsa Ait Bir Mülktü

En çok işkence gördüğümüz ve dayak yediğimiz gün kaçırıldığımız ilk gündü. Hepimizi sekiz yıllık kutsal savunma savaşı[5]sırasında esirlerin anlattıkları ölüm tüneline soktular…

Daha sonra bizi öyle tahmin ediyorum ki bir kahvehaneye götürdüler… Daha sonra dar ve karanlık bir bodruma bizi götürdüler. Elbette şunu söylemeliyim ki bu dar ve karanlık bodrum bizim için ilahi nur merkezi oldu ve görüntüde dar ve karanlık olan bu yerde arkadaşların kalpleri ilahi nura doğru kanatlandı. Allah’ın rahmet nuru da arkadaşların kalp ve canlarını aydınlattı.

Serbest bırakılmadan önce kaldığımız evin üst katında bir oda anlaşıldığı kadarıyla ev sahibi için özel olarak ibadet için ayrılmıştı.

Elbette bizler özgür kalmadan ve bu evden götürülmeden önce bir mektup yazarak evin gerçek sahibinden[6]bizi helal etmesini ve zorla tutulduğumuz bu evde evin eşyalarını mecburen kullandığımızdan ötürü helallik istedik. Evde küçük bir radyo bulduk. Onunla İran radyolarından birisinin dalgasını bularak İran haberlerini dinledik. O sırada İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri bakanı sözcüsü Mihmanperest’in kısa bir süre sonra İranlı rehineler hakkında güzel haberler ilan edilecek sözünü duymuş ve özgürlüğümüze kavuşacağımızı anlamıştık.

Başta Hz. Ayetullah Hamaney olmak üzere bizim kurtarılmamız için çaba sarf eden tüm yetkililere teşekkür ediyorum…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu
Kapalı